Siyanür nedir?

Çok kuvvetli zehirlerden biridir. Uçucu bir asittir. Kimyada (CNH) formülü ile gösterilen organik bir bileşiktir. Azotlu bir organik elemanın alkali bir metalle ısıtılmasından elde edilir. Siyanürün özel bir kokusu vardır, ama bunu herkes duymaz. Bu asidin türlü çeşitleri fotoğrafçılıkta, boya yapımında kullanılır. Tıpta da siyanürlerle birçok mikrop öldürücü ilaçlar yapılır. Siyanür, özellikle böbrekleri etkiler, böbreklerin kanı süzme işini durdurarak canlıyı ölüme sürükler. En önemlileri ve aşina oldugumuz siyanürler sodyum siyanür ve potasyum siyanür dür.

Endüstride ısıtılmış kuru karbonlar üzerinden, amonyak (NH3) ve CO gazlarının karışımı geçirilerek elde edilirler., acı badem kokusunda çok uçucu bir sıvıdır. 28 santigrat derecede kaynar. Sudaki çözeltisi çok zayıf asittir. Siyanür ve bileşikleri kimyasal yollarla üretilebildiği gibi, bazı bitkiler ve hayvanlarca da üretilmektedir. Siyanürü doğal olarak üreten birçok bitki, bakteri ve böcek vardır. Kiraz, badem, kayısı, şeftali, erik, fasulye, patates, turp, lahana, şalgam, brokoli ve mısır siyanürlü bileşikleri doğal olarak üretmektedir. Siyanürlü bileşikler, kompleks siyanürler ve basit siyanürler olarak sınıflandırılabilirler.

Basit siyanürler, A (CN) X şeklinde formüle edilirler. A bir alkaliyi (Sodyum, potasyum, amonyum) veya bir metali , x, A nın değerliğini ve CN grup sayısını gösterir. Çözünmüş bileşiklerde, özellikle basit alkali siyanürlerde siyanür grubu CN olarak gösterilir. Kompleks siyanürler çeşitli formüller ile gösterilebilirler. Ancak alkali metalik siyanürler AyM(CN)Xşeklinde formüle edilebilirler. Bu formülde A, y defa alkaliyi, M ağır metali (Fe II, Fe III ) Cd, Cu, Ni, Ag, Zn veya diğerleri) ve x ,CN gruplarının sayısını gösterir ki, y defa A nın değerliğine, ağır metalin değerliğinin ilavesine eşittir. Çözünebilir, alkali metalik siyanürlerde anyon (CN) grubu değildir. Fakat kök M(CN)X dir.

Siyanürler çeşitli derecede kimyasal aktivite gösterirler. Basit siyanürler asit ile damıtılma sırasında HCN haline dönüşürler. Cd, Cu, Ni ve Zn gibi birçok metal siyanürler de kolaylıkla reaksiyon verirler. Benzer şartlar altında demir siyanür kompleksleri, HCN haline geçmede daha büyük direnç gösterirler ve yine kobalt siyanürler çok yavaş ayrışırlar. Siyanür iyonu (CN) çok zehirlidir. Basit alkali siyanürler sulu çözeltide çözündüğü zaman, zehirlilik şiddeti daha fazla artar. Alkali metalik siyanürler sülf çözeltilerde daha kararlıdırlar. Bu nedenle zehirlenme etkileri daha az veya yoktur. Belirli şartlar altında, komplekslerin bazıları çeşitli zehirlilik derecelerinde ayrışma gösterirler.

Suyun kapsamında bulunan siyanür, sistemin biyolojik aktivite üzerindeki etkisini gösterir. Örneğin, Dodge ve Reams, 0,1 mg / lt den daha fazla CN iyonlarının balıklarda belirli süre içerisindeki zehirlenme limitini saptamışlardır. Ludzack ve Colleaques 0,3 mg / lt den fazla CN iyonlarının mikroorganizma- lara etki ederek, suyun kendi kendini temizleme etkisini kaybettiğini saptamışlardır. Hastalık meydana getiren siyanürün zehirlilik limitleri, suyun kalitesi, sıcaklığı ve ortamdaki organizmaların hacim ve tipine bağlıdır.

Siyanürün özellikleri

• Siyanür doğal bir birleşim olup karbon ve azottan oluşur.
• Madencilikte altın kazanımı için siyanür uzun zamandan beri kullanılmaktadır.
• Modern dünyada siyanür yaygın bir şekilde kullanılan bir kimyasaldır. Yıllık 1.300.000 tondan fazla üretilmektedir.
• Siyanür sanayide bir çok kullanım alanı bulmaktadır. Madencilikte  kullanımı sadece %18 dir.
• Siyanür bütün maddeler gibi (mesela alkol) sadece yüksek dozlarda ölümcül olabilir. Düşük dozlarda alındığında kronik hastalık ve çevresel zararı yoktur. 
• Siyanür kimyasal ,fiziksel, biyolojik şekilde oluşmaktadır. Doğada sabit şekilde bulunmaz bozuşma gösterir.
• Siyanür kanserojen ve radyoaktif değildir.
• Ağır metal değildir. Biyo-birikim özelliği yoktur, asit kaya drenaji ilişkisi yoktur.
• Üretilen siyanür güvenle kullanılabilir ,saklanabilir ve nakledilebilir.
• ABD çevre departmanı içme suyunda siyanür konsantrasyonunu 0.2 ppm olarak sınırlandırmıştır.

Madencilik sektöründe siyanür kullanımı

1860’lı yıllara kadar uzanır. Bu sektörde, özellikle altın ve gümüş üretiminde kullanılan siyanürün kullanımı ise, kapalı devre sistemler ile mümkün olmaktadır. Her ne kadar, madencilik sektörünün firmaları, siyanür kullanımı sonrasında, o alandan atıkları uzaklaştırmanın mümkün olduğunu söylese de, altın arama çalışması yapılan her toprağa ve bölgenin içme suyuna siyanürün karışması, yüksek ihtimalli olduğu kadar, yadsınamaz bir gerçektir de. Madencilikte, diğer tüm maden çalışmaları sonrası üretilen ürünlerden farklı olarak, özellikle altın üretiminde, cevherden çok atık ortaya çıkmaktadır. Altın üretimi sonrasında ortaya çıkan yoğun atık, doğaya ve insana zarar vermektedir.

Şirketlerin savunduklarının aksine, yoğun konsantrasyona sahip siyanür, toprağa ve suya kolayca karışır ve doğadan hemen kaybolmaz. Toprağa ve suya karıştığı için de, meyve, sebze ve içme suyundan dolayı insan bünyesine de kısa sürede tesir eder. Ölüme varana dek, birçok hastalığa da yol açmaktadır. Siyanür kullanılarak altın üretme yöntemi, yeryüzünde ilk defa 1867 yılında, Amerika Birleşik Devletleri?nde kullanılmıştır. Ancak o dönemlerde, bu yöntem oldukça pahalı olduğu için, çok uzun süre kullanılmamıştır. 1950?li yıllara gelindiğinde ise, siyanürle altın arama ve üretme faaliyetleri tekrar denenmiştir.

Ve günümüzde de, dünyada altın üretim ile ilgili en sık kullanılan yöntem, siyanürleme yöntemidir. Altın üretiminin gerçekleştiği işletmeye taşınan siyanür, dökülmesi ya da devrilmesi ihtimalinde, çok fazla sayıda olumsuzluklar silsilesi yaşanır. Yukarıda da bahsedilen, siyanürün havaya ve suya karışma durumu, işleme yapılan borulardan sızan siyanürün doğaya karışması noktasında gerçekleşir. Hatta, akarsu ve göllere karışan siyanür, o suda yaşayan tüm canlıların ölümüne de yol açmaktadır. Tüm bunların yanında, sadece su ve toprak ile değil, zehir havaya da karışarak, solunum sistemi ile de insan bünyesine giriş yapabilmektedir.

İnsan vücuduna alınan siyanür, kısa sürede zehirlenmeye yol açar. Siyanürün beyin, kalp ve akciğerleri çok hızlı bir şekilde etkileyebildiği, bilimsel açıdan kanıtlanmış bir gerçektir. Altın arama ve üretme şirketleri, siyanür kullanıyorlarsa, siyanür için arıtma tesisleri kurmak zorundadırlar. Bu arıtma tesislerinde, kükürt dioksit ve siyanürün, zararlı etkilerinden arıtılması amaçlanmaktadır. Siyanüre hava, su ve kükürt dioksit verilmek suretiyle bu zehir, siyanata çevrilir. Fakat bu teknik, hatırı sayılır bir miktardaki bilim adamı nazarında, bir şey ifade etmez. Böylece, siyanürün zararlı etkilerinden kurtulmak bir yana, sadece farklı zehirli bileşenlere ayrışması sağlanmaktadır.

Ne yazık ki, siyanür ile altın arama tekniğinin bu kadar büyük tehlikelere neden olduğu bilinse de, bugün dünyadaki altın arama çalışmalarının neredeyse %80?den fazlası, bu teknikle yürütülmektedir. Her ne kadar şirketler çeşitli önlemler alsa dahi, bu önlemler yetersiz kalmaktadır. Ülkemizde de yıllarca Bergamalı köylülerin köy ve ilçelerinde siyanür kullanımına karşı isyanları gündemde kalmıştır. Aynı şekilde, Kaz Dağları?nda da, benzer olaylar yaşanmıştır. Siyanürler, acrylonitril, adiponitril ve methylmethacylate üretimi gibi pek çok endüstriyel işlemlerde kullanılır. Keza altın ve gümüş ekstraksiyonunda, çelik üretiminde, electroplatin de ve kimyasal sentezlerde de siyanür kullanılmaktadır.

Bu gibi üretim yerlerinde hava ve suyun kirlenmesine neden olur. Siyanürün bazen kemiricilerin imhası için kullanılması da su membalarının kirlenmesine sebep olabilir. Hidrosiyanik asit su içinde dissosiye olarak siyanür iyonuna dönüşür. Bu ayrışım pH ya bağlıdır. pH 8,2 nin üzerinde bu iyonik şekli predominant hale gelir. Siyanürün daha az toksik olan siyanata dönüşümü pH 8,5 ve daha yukarı pH larda olur. Genellikle işlem görmemiş sulardaki seviyesi 0,1 mg / lt den daha azdır. Ancak nehir ve diğer memba sularında bir kontaminasyon olursa bu miktar artabilir.

Siyanürün sulara bulaşması çeşitli kimya sanayii, kok kömürü ve havagazı üretimi ile olmaktadır. İçme sularının nötral ve alkali şartlar altında serbest artık klor meydana getirmek için klorlanması nihai suda siyanür oranını çok aşağı seviyelere düşürür. pH ı 8,5 dan büyük suların klorlanması siyanürü daha az zararlı olan siyanat haline dönüştürür Bilahare siyanatda karbon dioksit ve azot gazı haline gelerek zararsız hale gelir.

Hayvanlarda siyanür çok kolaylıkla absorbe edilir ve oldukça  süratli zehir etkiye sahiptir. Karotit ve vücut hücrelerin de oksidatif olayları bloke ederek laktik asit birikimine ve sonuçta havasız bir durum meydana getirerek solunumu uyarmaktadır. Bu reaksiyon siyanürün katalitik demir grubu cytochrom oxidase enzimi ile birleşmesi sonu elektronların moleküler oksijene dönüşmesini önleyerek olmaktadır. Hayvanlarda beyin dokusunda laktik asit miktarı artarak koma ve konvelsiyonlara neden olur. İnsanlarda düşük seviyelerde siyanür öldürücü etki yapmaz, bu az miktar vücutta thiocyanate iyonlarına dönüşür ki bu da düşük seviyeler de toksik değildir.

50 - 60 mg lık tek doz insanlarda genellikle öldürücüdür. Günde alınan 2,9 - 4,7 mg siyanür insanlar için zararsız olarak kabul olunmaktadır. Çünkü siyanür iyonu insan vücudunda rhodanese ve thiosulfate enzim sistemleri vasıtasıyla kolaylıkla daha az az toksik olan thiocyanat iyonlarına dönüşmektedir. Ancak yüksek miktarlar öldürücü olabilir. Hayvan deneylerine göre, insanlar için günlük alınabilir miktar 8,4 mg olarak hesaplanmıştır.

Sözlükte "siyanür" ne demek?

1. Hidrosiyanik asidin tuzu ya da esteri olan çok güçlü bir zehir.

Siyanür kelimesinin ingilizcesi

n. cyanide
Köken: Fransızca

Son eklenenler

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç